
Günler gri , mavi geçti, Ulu insan’ı ziyaret günü geliverdi. Uzun bir tren götürecekti onları Mevlana’ya. Kimi evde eşini, kimi kuzu yavrusunu bıraktı bir süreliğine , kimi zihninde dans eden acılarını... Yolculuklar insanı kendi içinde de yolculuğa sürerdi; hepsi ayrı yolculuklara çıkıverdiler kendilerine doğru!... Denizin kıyısından geçtiler, dağdan , tepeden , tünelden geçtiler.Uzun sarı bir bozkıra doğru kah koşup kah durup ilerlediler. Bir gece boyu geçmişten, anılardan, hayatlarından dem vurdular. Kadeh tokuşturup coştular. Kimi uykunun dingin kollarına attı kendini sonra kimi derdini döktü yanındakine. Sabahı ışıl ışıl bir güneşle karşıladılar , saat saat Mevlana’ya yaklaştılar. Öğle güneşinin ılıklığında Ulu İnsan’a kavuştular. Dillerinde dua , gözlerinde inci taneleri başka bir aleme daldılar. ‘Gel , ne olursan ol , yine gel…’ diyen Mevlana’nın sesini yüreklerinde duyarak gülümsediler kocaman…
Derler ki bir kez Mevlana’ya giden yediye tamamlarmış ziyaretini! O’nun ikinci ziyareti kim bilir belki yedi’ye tamamlar?...
Gönül bozkırda dingin, barışık su gibi akarak gidebilmek ister!... Gönül sevgiyle, dostlukla, aşkla, sağlıkla hayatın acı, tatlı yolculuğu sürsün ister!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder