
Sonuç : nafile. kafasını asla kaldırmıyor. En sonunda işgillenip "benim bilmediğim bir sevgilisi olmasın" deyip kalabalıktan da faydalanıp kafamı telefonuna doğru uzatıyorum. Otobüste başkasının gazetesini çok okudum şimdiye kadar ama başkasının yazdığı mesajı okumak benim için de bir ilkti, o yüzden çok heyecanlandım.
"Sibel de gitmiş benim aldığım ayakkabının aynısından almış, sinir oldum ya :((" yazmıştı. Ne büyük dertlerin var dedim içinden. Sonra da devam ettim, (yüzüne düşmüş saçlarını elimle düzeltip çenesini avucumun içinde usulca tutarak, bir kanaryayı besler gibi hassas bir tedirginle, onu incitecek herkese ve herşeye karşı göğüs gören bir ifade ile, şöyle dedim içimden"
"Sibel'i boşver bebeğim. Ben sana bir sürü ayakkabı alırım, hem de indirimden değil, sezonda.... Evet sezonda... "
***
Otobüsten indiğim yerden taksiye binmem gerekiyor çünkü evimin önüne durak yok. Mesafa yürümek için uzun fakat taksiciler için fazla kısa. O sebeple taksiye bindiğimde hep bir yalakalık yapmak artık bir refleks oldu. Baktım taksici amcanın hacı sakalı var, "iyi akşamlar" değil de "hayırlı akşamlar" dedim binince. Adam da bana "iyi akşamlar" demesin mi... Nasıl g.t oldum anlatamam. Normalde kasanlar onlardır halbuki, ben uymaya çalışırım. "Merhaba" dersin "aleyküm selam" derler. Bayramlarını kutlarsın seninkini tebrik ederler... İyi niyetli bir şey dersin ama hemen "öyle denmez böyle denir" iması ile cevap verirler. O sebeple ben de kimseyle sürtüşmek istemediğimden, hacı sakalını görünce "kutlamam" tebrik ederim, merhaba değil ama selamın aleyküm ve iyi günler değil hayırlı günler.
Ama böylesi ilk defa başıma gelmişt. Belki de aynı benim gibi bir adamdı, hayırlı akşamlar dediğimi duymadı iyi akşamlar dedim zanetti ve sürtüşme sevmeyen yapısı ile cevap verdi. Çünkü benim tipimde hayırlı akşamlar değil de iyi akşamlar diyecek bir tip gibi. Tiplerimize bakıp da aldandık.
***
Evde çoraplarımı çıkarıp kenara attım. Çıplak ayakla yürürken topuğuma bir şey battı. Bu batan şey haftalar önce bozcaada'da topuğumun arkasına doğru batan bir dikendi. Bu dikeni çıkarmadım çünkü çok ender batıyor. Öyle kalbe yürüdüğü falan da yok. Galiba o bir yalan. Evet, bu dikeni çıkarmadım, çünkü hem çok acıtmıyor hem de her battığında aklıma bozcaada geliyor. Çok güzeldi bozcaada. Kabak çiçeği dolması. Bir parçasını bedenimde taşımayı sevdiğimi fark ettim, kemiklerine batan kurşunla gezen gazi askerler gibi...
2 yorum:
benzer tripleri bende yasarım:)
taksicilerle ilgili son zamanlarda,sert görüneyimde yakınamasın mesafeden yöntemne geçtim,yalakalık bir yere kadar. fırsat bulursan dene:)) ketun ol , hatta gideceğin yer dışında konuşma:)
en doğrusu hiç konuşmamak, haklısın. fakat çenem durmuyor ki... (kerem)
Yorum Gönder